SESSİZLİĞİN BEDELİ: İSLAM DÜNYASI, SİYASET VE VİCDAN

3 hafta önce|Yazan: SELAMİ KURT|3 dakika
SESSİZLİĞİN BEDELİ: İSLAM DÜNYASI, SİYASET VE VİCDAN
SESSİZLİĞİN BEDELİ: İSLAM DÜNYASI, SİYASET VE VİCDAN

SESSİZLİĞİN BEDELİ: İSLAM DÜNYASI, SİYASET VE VİCDAN Ortadoğu yeniden ateş çemberinde. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki her gerilim, yalnızca iki devleti değil; tüm bölgeyi, hatta bütün İslam coğrafyasını etkiliyor. Böyle zamanlarda bazı Müslüman ülkelerin sessiz kalması, halkların vicdanında derin izler bırakıyor. Çünkü mesele yalnızca diplomatik bir kriz değil; adaletin, dayanışmanın ve ümmet bilincinin sınandığı bir imtihandır. Devletlerin Sessizliği, Halkların Sessizliği Değildir Öncelikle şunu netleştirmek gerekir: Devlet politikaları ile halkların inanç ve vicdanı aynı şey değildir. Uluslararası ilişkiler; ekonomik bağımlılıklar, askeri anlaşmalar, enerji dengeleri ve jeopolitik hesaplar üzerine kurulur. Yöneticiler bazen açık tepki vermek yerine stratejik suskunluğu tercih eder. Bu tercih her zaman korkudan değil; yaptırım kaygısı, çıkar hesabı ya da bölgesel istikrar endişesinden kaynaklanır. Ancak bu durum, sokaktaki Müslümanın yüreğindeki kırgınlığı dindirmez. Halk meseleye iman, adalet ve kardeşlik perspektifinden bakar. Zulüm varsa karşı durulmalı; haksızlık varsa ses yükseltilmelidir. Vicdan, diplomasi diliyle susturulamaz. İslam’ın Ölçüsü: Adalet ve Hikmet Hz Muhammed dönemine bakıldığında, tepkinin yalnızca öfkeyle değil, hikmetle verildiği görülür. Bedir’de direniş, Hudeybiye’de sabır vardır. İslam siyaset anlayışı hamaset değil; strateji, maslahat ve zaman bilinci üzerine kuruludur. Bu yüzden her sessizlik ihanet değildir; fakat her suskunluk da masum kabul edilemez. Ölçü nettir: Adalet. Müslüman, zalime destek olmaz; mazluma sırt çevirmez. Güç dengeleri uğruna adalet geri plana itiliyorsa, asıl tehlike burada başlar. Tarih açıkça göstermiştir ki İslam dünyasına en büyük zarar çoğu zaman dış müdahalelerden değil, iç parçalanmışlıktan gelmiştir. Küresel Güçler ve Bölgesel Çelişki Bugün Amerika Birleşik Devletleri, on binlerce kilometre öteden Ortadoğu’nun dengelerine müdahil olmakta; İsrail’e açık destek vermektedir. Sessiz kalan bazı İslam ülkeleri ise, kendi topraklarındaki Amerikan üslerinin kullanımına izin vererek fiilen bu destek mekanizmasına katkıda bulunuyor. Devletler bunu güvenlik ve stratejik zorunluluklarla açıklayabilir; ancak halkın gözünde mesele nettir: Zulme veya işgale kolaylık sağlamak, vicdani sorumlulukla ters düşer. Tarih bize şunu öğretiyor: Güç dengeleri değiştiğinde, dün desteklenen aktör yarın yeniden dizayn edilmek istenebilir. Kısa vadeli çıkar hesapları, uzun vadeli bağımsızlık risklerini gölgelememelidir. Bugün hedefte olan bir ülkenin ardından başka ülkeler de benzer baskılarla karşılaşabilir. Bu nedenle adalet ve ilke temelli bir duruş, sadece vicdanın değil, devletlerin de uzun vadeli güvenliğinin teminatıdır. Ümmet İdeali ve Ulus-Devlet Gerçeği İslam dünyası fiilen ulus-devlet sisteminin sınırları içinde hareket ediyor. Her devlet önce kendi güvenliğini, ekonomisini ve siyasi istikrarını korumayı esas alıyor. Bu gerçek, ideallerle reel politika arasında derin bir gerilim doğuruyor. Sessiz kalan ülkeleri “ihanet”le suçlamak duygusal bir refleks olabilir. Ancak asıl sorular şunlardır: Neden ortak bir dış politika üretilmiyor? Neden kriz anlarında birlik görüntüsü verilemiyor? Bu zafiyetin kökü nerede? Bu sorulara cevap verilmeden atılan her slogan eksik kalacaktır. Asıl Sınav: Güç Karşısında Ahlakı Korumak Güçlü devletlerin baskısı karşısında ahlaki duruş sergilemek zordur. Ekonomik yaptırımlar, askeri tehditler ve diplomatik izolasyon riski, özellikle küçük ve orta ölçekli ülkeleri temkinli davranmaya iter. Ancak uzun vadede ahlaki meşruiyetini kaybeden siyaset, kendi halkının güvenini de kaybeder. Güç geçicidir; meşruiyet kalıcıdır. İslam dünyasının bugün en büyük ihtiyacı hamasi nutuklar değil; ilke temelli, tutarlı ve ortak bir duruştur. Adalet kimden gelirse gelsin desteklenmeli; zulüm kimden gelirse gelsin eleştirilmelidir. Mezhep, ittifak veya çıkar farkı gözetilmemelidir. Sonuç: Öfke Değil, Bilinç Her kriz bir muhasebe fırsatıdır. İslam dünyası gerçekten güçlü olmak istiyorsa, önce kendi içinde güveni, adaleti ve dayanışmayı inşa etmelidir. Dış politikada birlik, ancak iç bütünlükle mümkündür. Sessizlik bazen strateji olabilir; fakat sürekli hale geldiğinde vicdanlarda yara açar. Bu yarayı kapatmanın yolu daha yüksek sesle bağırmak değil; daha sağlam bir ahlaki ve siyasi zemin kurmaktır. Unutulmamalıdır: Her yapılanın bir hesabı vardır. Gerçek hesap yalnızca devletler arasında değil; insanın kendi vicdanında görülür. Ve tarih, sonunda hep vicdanı güçlü olanları yazar. Gazeteci – Şair – Yazar YUSUF GÜL

SESSİZLİĞİN BEDELİ: İSLAM DÜNYASI, SİYASET VE VİCDAN Ortadoğu yeniden ateş çemberinde. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki her gerilim, yalnızca iki devleti değil; tüm bölgeyi, hatta bütün