
GÜL-İ RANA Şebnem düşer yaprağa, zerrin bir kadeh gibi, Sanki cennet bağıdır, bu arzın tek sahibi.
GÜL-İ RANA Şebnem düşer yaprağa, zerrin bir kadeh gibi, Sanki cennet bağıdır, bu arzın tek sahibi.
Gül-i rana açınca, bülbül başlar figana, Bir rayiha yayılır, sığmaz koca cihana.
Diken sarar etrafın, sabr-ı cemil diler o, Ateşten gömlek giymiş, aşk yolunda bir er o.
Hüsnü güneşten parlak, hali sanki bir melek, Onun bir tebessümü, dertlere derman demek.
Mansur gibi dar ağcı, bülbüle daldır o gül, Âşıkların ufkunda, sönmeyen faldır o gül.
Kokusunda gizlidir, Peygamber’in terleri, Aydınlatır nuruyla, karanlık seherleri.
Gonca ağzın açınca, sırlar dökülür bir bir, Gönül mülküne sultan, ne kibirdir ne cebir.
Rengi şehit kanıdır, boyun büker her zaman, Güzellik karşısında, kesilir dilde ferman.
Hazan yeli esince, dökülse de yaprağı, Itriyle mest eylemiş, bağrı yanık toprağı.
Kurumuş hali bile, saklar derin bir anlam, Onsuz geçen bir ömür, eksik kalır ve nâ-tam.
Fuzuli’nin ahıdır, Bakî’nin rüya hali, Şu fani yeryüzünde, yoktur onun misali.
Mecnun’un Leyla’sıdır, Kerem’in yandığı nar, Gülün her zerresinde, sonsuz bir tecelli var.
Yedi iklim dört köşe, methini eyler beyan, Gülün aşkı uğruna, olur canlar bir kurban.
Mürekkep olsa derya, vasfın bitmez ey sultan, Zarafetin ebedi, sen ey fahr-i gülistan.
Cihan bağı aynadır, İlimdar gülü seyret, O’nun nuruyla parlar, her zerrede bir ayet. Orhan Oyanık (İlimdar)