GÜL-İ RANA

2 hafta önce|Yazan: SELAMİ KURT|1 dakika
GÜL-İ RANA
GÜL-İ RANA

GÜL-İ RANA ​Şebnem düşer yaprağa, zerrin bir kadeh gibi, Sanki cennet bağıdır, bu arzın tek sahibi.

GÜL-İ RANA ​Şebnem düşer yaprağa, zerrin bir kadeh gibi, Sanki cennet bağıdır, bu arzın tek sahibi.

​Gül-i rana açınca, bülbül başlar figana, Bir rayiha yayılır, sığmaz koca cihana.

​Diken sarar etrafın, sabr-ı cemil diler o, Ateşten gömlek giymiş, aşk yolunda bir er o.

​Hüsnü güneşten parlak, hali sanki bir melek, Onun bir tebessümü, dertlere derman demek.

​Mansur gibi dar ağcı, bülbüle daldır o gül, Âşıkların ufkunda, sönmeyen faldır o gül.

​Kokusunda gizlidir, Peygamber’in terleri, Aydınlatır nuruyla, karanlık seherleri.

​Gonca ağzın açınca, sırlar dökülür bir bir, Gönül mülküne sultan, ne kibirdir ne cebir.

​Rengi şehit kanıdır, boyun büker her zaman, Güzellik karşısında, kesilir dilde ferman.

​Hazan yeli esince, dökülse de yaprağı, Itriyle mest eylemiş, bağrı yanık toprağı.

​Kurumuş hali bile, saklar derin bir anlam, Onsuz geçen bir ömür, eksik kalır ve nâ-tam.

​Fuzuli’nin ahıdır, Bakî’nin rüya hali, Şu fani yeryüzünde, yoktur onun misali.

​Mecnun’un Leyla’sıdır, Kerem’in yandığı nar, Gülün her zerresinde, sonsuz bir tecelli var.

​Yedi iklim dört köşe, methini eyler beyan, Gülün aşkı uğruna, olur canlar bir kurban.

​Mürekkep olsa derya, vasfın bitmez ey sultan, Zarafetin ebedi, sen ey fahr-i gülistan.

​Cihan bağı aynadır, İlimdar gülü seyret, O’nun nuruyla parlar, her zerrede bir ayet. Orhan Oyanık (İlimdar)