
BEŞERİYET DESTANI
BEŞERİYET DESTANI
Karanlığın bağrından süzüldü bir damla nur, Toprak nefes alınca dindi o sonsuz gurur.
Âdem’in adımları arzı vatan eyledi, Ruh bedene değince kâinat can diledi.
Dağları Ferhat gibi deldi geçti elleri, Çöllere hayat verdi sevda dolu dilleri.
Mağara kuytusundan saraylara göç ettik, Ateşin şulesiyle karanlığı mahvettik.
Uygarlıklar yeşerdi nehirlerin izinde, İnsanlık şekil buldu tarihin dehlizinde.
Kimi zaman hançerle, kimi zaman kalemle, Yazıldı bu hikâye bin bir türlü elemle.
Bilgelik bahçesinde hikmetle çok donandık, Nefsin kör kuyusunda gafletle biz sınandık.
Nuh’un gemisindeydik, gök yarılıp akarken, Yeni bir dünya kurduk, güneş ufka bakarken.
Yıldızlara göz diktik göğe kanat açarak, Karanlık gecelerden aydınlığa kaçarak.
Demiri hamur ettik, çeliğe verdik şekil, Akıl denen rehberle olduk mülke bir vekil.
Lakin hırsın ateşi bazen yaktı dünyayı, Savaşlarla kirlettik o masum o pak rüyayı.
Bir yanda sonsuz sevgi, bir yanda derin nefret, İnsanoğlu kendine hem rahmettir hem mihnet.
Destan henüz bitmedi, mühimdir her bir karar, Geçmişin aynasıyla bugün yarına yarar.
İlimdar der; aşk ile yoğursak her bir anı, Güneşle mühürlenir beşeriyet destanı.
Orhan Oyanık (İlimdar)