BARIŞ HUKUKLA OLUR, TASFİYE İLE DEĞİL

2 gün önce|By Yönetici|3 dakika
BARIŞ HUKUKLA OLUR, TASFİYE İLE DEĞİL
BARIŞ HUKUKLA OLUR, TASFİYE İLE DEĞİL

BARİŞ HUKUKLA OLUR, TASFİYE İLE DEĞİL Barış Hukukla Olur, Tasfiye ile Değil Türkiye’de “barış” kavramı her gündeme geldiğinde, asıl belirleyici olan hukuki zemin çoğu zaman arka plana itilmektedir. Oysa bu ülkenin rejimi, devlet yapısı, sınırları ve vatandaşlık anlayışı; niyet beyanlarıyla değil, anayasa ve uluslararası hukuk metinleriyle tanımlanmıştır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve bir siyasi partinin “Terörsüz Türkiye” başlığıyla sunduğu rapora ilişkin iddialar da bu nedenle hafife alınamaz. Çünkü hedef alındığı ileri sürülen hususlar, herhangi bir siyasi tercih değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu hukukudur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 1. maddesi, devletin bir Cumhuriyet olduğunu hükme bağlar. 2. madde, bu Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtir. 3. madde ise tartışmaya kapalıdır: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” Bu maddeler birer temenni değil, kurucu iradenin bağlayıcı hükümleridir. Dahası, 4. madde bu hükümlerin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini açıkça ifade eder. Dolayısıyla ulus devlet yapısını aşındırmaya dönük her yaklaşım, siyasi bir görüşten öte, anayasal düzenle çatışma anlamı taşır. Vatandaşlık tanımı da nettir. Anayasa’nın 66. maddesi: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Bu tanım etnik değil, hukukidir. “Türksüz Türkiye” gibi söylemler, bu açık hükümle bağdaşmaz. Aynı şekilde egemenliğin kaynağı da tartışma konusu yapılamaz. 6. maddeye göre egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir ve hiçbir kişi ya da zümre bu yetkiyi kullanamaz. Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki varlık belgesidir. Lozan ile: Türkiye’nin siyasi sınırları tanınmış, Kapitülasyonlar kesin olarak kaldırılmış, Azınlık hakları etnik değil, din esasına göre düzenlenmiş, Üniter devlet yapısı uluslararası hukukta tescil edilmiştir. Lozan’a aykırı biçimde “çoklu egemenlik”, “kurucu halklar” ya da “kolektif siyasal haklar” gibi kavramlar ileri sürmek, yalnızca iç hukuku değil, uluslararası hukuku da yok saymak anlamına gelir. Bu, barış değil; devletin hukuki sürekliliğini tartışmaya açmaktır. Barış süreçleri ancak anayasa ve hukukla uyumlu olduğu ölçüde meşru kabul edilebilir. Hukuku dışlayan her çözüm arayışı, çözüm değil; yeni bir kriz üretir. Cumhuriyeti kuran irade, egemenliği millete vermiş; millet de bu iradeyi Anayasa ve Lozan ile mühürlemiştir. Sonuç olarak; Cumhuriyetsiz, ulussuz, Atatürksüz bir Türkiye tasavvuru hukuken mümkün değildir. Barış, anayasanın ilk üç maddesiyle kavga ederek değil; onlara sadakatle inşa edilir. Bunun dışındaki her yolun adı barış değil, anayasal düzenin tasfiyesidir. BARIŞ HUKUKLA OLUR ​Cumhuriyet harçtır vatan taşına, Kan ile yazıldı tarih başına. Barış deyip anayasal düzene, El uzatmak büyük suçtur bu yolda. ​Lozan senedimiz tapu misali, Bozanlar yüklensin ağır vebali. Azınlık oyunu, bölme hayali, Hukukla vurulan kilit bu yolda. ​Egemenlik millet, hükmü nettir bak, İlk üç madde bizim sarsılmaz direk. Türklük bir bağ kurar, değildir ırkçılık, Anayasa der ki; eşit bu yolda. ​Atatürk izidir yarını kuran, Ulus devletidir dimdik duran. Bu kutsal temeli sarsmaya yoran, Bilmelidir geçit yoktur bu yolda. ​Gezgin der ki; susmak ağır ihanet, Hukuku korumak en büyük senet. Barış adaletle kurulur elbet, Cumhuriyet varsa umut bu yolda. YUSUF GÜL (GEZGİN)

BARİŞ HUKUKLA OLUR, TASFİYE İLE DEĞİL Barış Hukukla Olur, Tasfiye ile Değil Türkiye’de “barış” kavramı her gündeme geldiğinde, asıl belirleyici olan hukuki zemin çoğu zaman arka plana itilmektedir. Oy